Sayfanın numarası on altıydı, fakat gazete yalnızca on beş sayfadan oluşuyordu. Belediye arşivine bağışlanan ciltli bir koleksiyonun içinde, hava durumu ile ölüm ilanlarının arasına sanki her zaman oradaymış gibi katlanmış halde yerleştirilmişti.
Kâğıdı o baskıyla aynıydı. Mürekkebi de aynı ölçüde yaşlanmıştı. Buna rağmen arşivin mikrofilmi on beşinci sayfadan doğrudan arka kapağa geçiyor, ülkede kalan bütün nüshalar da aynı şekilde bitiyordu.
Önceden yazılmış bir haber
On altıncı sayfanın büyük bölümü bir bina yangını hakkındaki habere ayrılmıştı. Adres gerçekti. Bina değildi. Yazı on iki sakinin adını veriyor, ilk acil çağrının saatini kaydediyor ve baskı yapıldığında henüz doğmamış bir itfaiye görevlisinden alıntı yapıyordu.
Alt köşedeki fotoğrafta arşiv görevlisi hayali binanın önünde duruyordu. Kupürün arkasına kurşun kalemle yarının tarihi yazılmıştı.
Arşivler olanları saklar. Bu sayfa, beklemekte olanı saklıyor gibiydi.
Kayıp cilt
Arşiv görevlisi sayfayı bildirdi ve cildi gece boyunca kilit altında tuttu. Sabah olduğunda raf boştu. Katalogda bağış hâlâ görünüyordu, fakat bağışçı alanı artık kendi adını taşıyordu.
Öğle olmadan istifa etti. O akşam, on altıncı sayfadaki adreste bulunan boş arazinin üzerinde duman görüldüğü bildirildi. İtfaiye geldiğinde söndürülecek bir bina da onun beklendiğini kanıtlayacak bir gazete sayfası da kalmamıştı.
